Reklam
ÇEVRE KİRLİLİĞİ VE SONUÇLARI

20 inci yüzyılın ikinci yarısından itibaren insanlığı tehdit eden problemlerden birisi haline gelen çevre sorunları ve kirliliği, kökü çok eskilere uzanmasına rağmen kendisini sanayileşmenin sonucunda hissedilir hale getirmiştir.

Önceleri sadece kirlenme olarak algılanan ve uluslar arası boyut kazanmadan yöresellik özelliği taşıyan çevre sorunları, gün geçtikçe hızla çoğalmış, yöresellikten kurtulup tüm dünyanın sorunu olmuştur. Bir ülke sınırları içindeki kirletici unsurun ortaya çıkardığı zararlı duman ve gazlar, rüzgarın da etkisiyle başka ülkelere taşınarak, o ülke için de kirletici faktör olabilmiştir. Çevre sorunları ve kirliliği toplumsal hayatın bütün alanlarını kapsamış ve etkilemiştir.

1. Çevrenin Tanımı

Çevrenin bilinen pek çok tanımı vardır. Toplum bilimcilerine göre çevre çok genel anlamıyla, insanların bir arada yaşamasının sonucu olarak oluşan insan kümesini yani toplumu dolaylı veya dolaysız olarak etkileyen şartlar bütünüdür.

Sonuçta çevreyi; canlıların tüm sosyal, fiziksel, kimyasal ve biyolojik işlevlerini sürdürdükleri ortam olarak tanımlayabiliriz. Canlıların birbirleriyle olan bu ilişkilerini uyum içinde devam ettirmelerine de ''eko sistem'' denir. Bu uyumun bozulması durumunda da ''çevre sorunları'' ile karşı karşıya kalırız.

2. Çevre Sorunlarının Sebepleri

Hızlı Nüfus Artışı

Çevre sorunlarının ortaya çıkışında etkili olan en önemli faktörlerden birisi de nüfus artışıdır. Bu artış konutta, sağlık hizmetlerinde, besin ve enerji arzında iyileşme ve gelişme beklentilerini olanaksız kılmaktadır.

Hızlı nüfus artışının neden olduğu sonuçlar nüfus ve doğal kaynaklar planlamasının uzun vadeli olarak düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu planlamanın sonucu olarak, nüfus ve aile planlaması, sağlık ve sosyal hizmetlerin bir dalı olarak gelişir. Doğum oranını düşürmek için planlama açısından yapılabilecek bazı şeyler vardır. Bunlar; bir miktar ekonomik kalkınma, gençlerin ve özellikle kadınların eğitimi, yaşlılara sosyal güvence sağlanması, sağlık hizmetleri ülkenin her noktasına ulaşan ve halkın kabul edebileceği cinsten doğum kontrolü hizmetleri olarak sıralanabilir.

Şehirleşme-Kentleşme

Kentlerin büyümesini üç faktör belirlemektedir. Göçler, doğal nüfus artışı, kırsal bölgenin (şehirleşme olmayan ) kentsel hale getirilmesi.

Nüfusun büyük bir bölümünün köy ve kasabalardan ayrılarak şehirlerde yoğunlaşması, sanayileşme ile de bu gelişmenin hız kazanması, şehirlerin problem yumağı haline gelmesine neden olmuştur. Aşırı nüfus yoğunluğuna maruz kalan şehirlerin; suyu, havası kirlenmekte yetersiz duruma düşmektedir. Aşırı nüfus yoğunluğunun gecekondu bölgelerinin çoğalmasına, bütün bunların neticesinde sağlıksız çevre ortamının oluşmasına yol açtığı söylenebilir.

Sanayileşme, Tehlikeli ve Katı Atıklar

Sanayileşme, şehirleşme ve buna bağlı sorunlarında kaynağını oluşturmaktadır. İnsan sanayileşmenin getirdiği teknolojik imkan ve yetenekler ile mevcut olan çevrede değişiklikler yaparken, yapay çevre yaratma çalışmalarına da hız vermiştir. Sanayileşme tarım topraklarının hızla yok olmasına neden olmaktadır. Peşinden sanayi ürünlerinin atıkları, bu ürünlerin tüketimi, üretimi su ve hava kirliliğini ortaya çıkarmıştır. Daha da kötüsü bu doğal kaynaklar yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.

Tehlikeli atıklar, son yıllarda ortaya çıkan bazı büyük olaylarla yer altı ve yüzeysel su kaynaklarının kirlenmesine neden olmuştur. Atık maddeler zaman zaman gizlice akarsulara ve denizlere atılmış, kanalizasyon sistemimize verilmiştir. Tarımsal zararlarla mücadele ilaçları genellikle dikkatsizce ve ölçüsüzce kullanılmakta, tamamen boşalmamış kaplar ortada bırakılmaktadır. Diğer taraftan, kullanılmış yağ ve evlerde kullanılan piller, ilaçlar ve diğer kimyasal maddeler gibi zararlı tüketim mallarının toplanması ve emniyetli biçimde ortadan kaldırılması için tesis yoktur.

Katı atıklar evsel, ticari veya endüstriyel alanlardan oluşan; madencilik, tarımsal işlemler ve su arıtım ünitelerinin de dahil olduğu gruplardan kaynaklanan yarı-katı çamurları da içeren, hem ayrışabilen hem de ayrışma özelliği olmayan maddelerdir. Bunlar çöpler, her türlü pil ve batarya, ampuller, pas gidericiler, yağlar, her türlü ilaç, deodorant, sprey, tarım ve haşare ilaçları, metal parçaları, elektrik ve sıhhî tesisat malzemeleridir.

Katı atıkların yok edilmesi hem sağlık hem de estetik nedenlerle zorunludur. Katı atıklar sinekleri, kemiricileri, hamam böceklerini ayrıca başıboş kedi, köpek gibi hayvanları çeker ve ayrışma sırasında pis koku oluşur.

Turizm

Turizmin temel öğesi olan insan; hayatı boyunca doğal ve fiziksel çevre ile zorunlu ve sürekli bir ilişki içindedir. Bu ilişki insanoğlunun daha iyi ve sağlıklı yaşamasının ön koşuludur. Turizmin en önemli kaynak kullanım alanı doğal varlıklardır. Turizmin sağladığı ekonomik değerlere karşılık, turistik kentleşme, nüfus yoğunluğu, doğal çevrenin tahribi, çevre kirlenmesi gibi yarattığı sorunlarla ön plana çıkmaktadır.

Turizmin hızlı ve plansız gelişmesi sonucu ortaya çıkan otel, motel bunlarla ilgili turistik binalar ve alanlar yörelerin betonlaşmasına çöplerin en az para karşılığıyla yok edilmesi kapsamında da doğal çevrenin kirletilmesine yol açmıştır.

Turizmin çevreye olan olumsuz etkilerinden biri de, turistik gelişmenin belirli bölgelerde nüfus yoğunluğuna sebep olması; bölgenin arazi, su ve bitki örtüsü gibi ekolojik unsurlarının aşırı kullanılarak yörenin tahrip edilmesidir. Bu durum özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülmekte, telafisi olmayan doğal, fiziksel ve kültürel çevre sorunları yaratmaktadır.

Zihniyet

Doğada bulunan her şeyi öğrenmeye çalışmak, keşfetmek, bunlardan faydalı olanları kendi istek ve arzuları dahilinde kullanmak insanın zihniyeti olmuştur. Böyle bir zihniyeti taşıyan insanoğlu alabildiğince sınırsız bir şekilde doğal çevreyi olumsuz olarak etkilemiştir. Bu etkilenme sanayileşmenin getirdiği kolaylıklar ve teknolojik yenilikler ile iyice yoğunlaşmıştır. Kendine yeni tarım alanları açarak daha çok üretmek, daha büyük toprağa sahip olmak isteyen insanoğlu ormanı yok etmek için önceleri balta sallamış, daha sonraları testere kullanarak biraz daha hızlanmış, teknolojinin ürünü ağaç kesme motorlarının ortaya çıkmasıyla sanki bir yok edici olmuştur.

Bitmez, tükenmez olarak bilinen ve de parasız olarak kullanılan hava, toprak, su gibi unsurları üretimlerinde kullanan üretim süreci zihniyeti devam ettiği sürece, yarınların bitmesine az kalmıştır.

Çevre sorunlarının ve kirliliğin özellikle insan kaynaklı sorunların temelinde zihniyet vardır. Bu noktada ÇEVRE EĞİTİMİ gündeme gelmektedir. Zihniyetin, çevre koruması olarak olumlu yöne kanalize edilmesi (yönlendirilmesi), eğitimle olabilecektir. Bu eğitim aynı zamanda da çevre psikolojisi de desteklenmelidir. Çevreyi fiziksel çevre ile sınırlandırmaktansa çevredeki sosyal, kurumsal ve kültürel faktörleri göz ardı etmemek gerekir.

Kamuya Açık Yer ve Kuruluşlar

Umumi Yerler: Toplumun yiyip, içmesine, yatıp kalkmasına, taranıp temizlenmesine, eğlenmesine, dinlenmesine mahsus (lokanta, gazino, kahvehane, han, otel, hamam, sinema, bar, dansing, tiyatro vb gibi) yerler ile açık ve kapalı eğlence yerleridir.

Toplum bireylerinin çoğunluğunun yaralandığı bu yerler ve araçlar yeterli sağlık koşullarına sahip değilse oradan yararlanan kişilerin sağlıklarını tehlikeye düşürür. Bir takım bulaşıcı hastalık etkenlerinin toplumun diğer bireylerine taşınmasına yol açar.

Yasalar buraların denetimini yerel yönetimler dahil ilgili kuruluşlara vermekle birlikte toplumun tüm bireyleri buraların sağlık düzeyinin denetlenmesi ve niteliğinin sürdürülmesi için katkıda bulunmak zorundadır.

Otobüslerin içinin havalandırılması temizliğinin sağlanması, sigara içilmesi ile ilgili önlemler bu açıdan çok önemlidir. Ayrıca otogarlar, istasyonlar, sinemalar, Pazar yerleri, parklar,kamplar, festival ve fuarlar hava limanı milyonlarca kişinin yararlandığı birimler olarak çok büyük önem taşımaktadır.

3. Çevre Sorunları ve Sonuçları

Hava Kirliliği

Hava kirlenmesi havanın yapısında bulunan esas maddelerin yüzde miktarının değişimi veya bu yapıya is, duman, aerosol halinde kimyasal maddelerin girmesidir. Bu kirleticilerle hava insan sağlığını bozacak, hayvan, bitki ve eşyaya zarar verecek derecede kirlenir.

Hava, yanardağ patlaması, yeraltında sıkışmış gazların bir yol bularak çevreye yayılması, rüzgarla toprak ve kumların sürüklenmesi, bataklık gazları ve yangınlar gibi tabii yollardan yabancı maddelerin atmosfere geçişiyle de kirlenir. Motorlu taşıtların hızla artması, sanayileşme ve endüstriyel gelişmeye paralel olarak kentlerin büyümesi; toplum refahını arttırırken bunların sebep olduğu kirlenme, doğal kirlenmenin çok üzerinde olmaktadır. Yakıt vb maddelerin yakılması, birçok kimyasal maddenin üretimi, ayrışması, buharlaşması gibi işlemler sonucu başta kükürt di oksit gibi toksik gazlar ve bunların içinde küçük parçacıklar halinde bulunan kanserojen elementler çevreye ve atmosfere geçerek havayı kirletir.

Su Kirliliği

Yer yüzündeki sular güneşin sağladığı enerji ile sürekli bir döngü içinde bulunurlar. İnsanlar, genel olarak da canlılar yaşamlarını sürdürmek için suyu bu döngüden alır ve kullandıktan sonra aynı döngüye tekrar verirler. Bu süreç içinde suya karışan maddeler suların fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirerek su kirliliğini ortaya çıkarır. Bu değişim sırasında, sularda yaşayan canlılar da olumsuz yönde etkilenir. Su kirliliği; ev ve sanayi atıklarının su ortamına arıtılmaksızın boşaltılmaları, tarımda verimliliği arttırma amacıyla doğal ve yapay maddelerin su ortamlarına taşınmaları gibi sebeplerden ortaya çıkar.

Dünyanın büyük kesiminde su kaynakları fazlasıyla yıpratılmaktadır. Sanayi atıkları, kanalizasyon suları, tarımsal amaçlı kullanılan sular, nehirleri gölleri, kimyasal maddelerle ve atıklarla doldurmakta su kaynaklarını zehirlemektedir. Toprak kayması sebebiyle de barajlar ve nehirler dolmaktadır.

Denizler için en büyük kirletici tehlike özelliğini petrol taşımaktadır. Dünya petrollerinin bir çoğunun deniz üzerinden dev tankerlerle taşınıldığı düşünülürse bu tehlikenin önemi daha da anlaşılır. Ayrıca tankerlerin petrol tanklarını açık denizlerde yıkayıp boşaltması da büyük tehlikedir.

Gölleri kirleten en önemli kirletici kaynaklar ev ve sanayi atıkları, mandıralar, tavuk çiftlikleri, tarım arazileri, modern kuyular vb leridir.

Toprak Kirliliği

Toprak yer yüzünün dışını kaplayan, kayaların ve organik maddelerin türlü ayrışma ürünlerinin karışımından meydana gelen, içerisinde ve üzerinde geniş bir canlılar alemi barındıran, bitkilere durak yeri ve besin kaynağı olan, belirli oranlarda su ve hava içeren bir maddedir.

Toprakların katı, sıvı, radyoaktif artık ve kirleticiler tarafından fiziksel ve kimyasal özelliklerinin bozulması, toprak kirliliği olarak belirlenir. Bu kirleticiler, yer altı ve yer üstü sularına karışarak insan sağlığını etkilediği gibi bitkilerin gelişmelerine de olumsuz etkileri olmaktadır.

Çevreye gelişi güzel bırakılan evsel ve küçük işletme atıkları ile, tarımsal teknolojinin gelişmesi sonucu kullanılan tarımsal ilaç ve gübrelerin kullanımı, sanayi atıklarının toprağa sızması, toprağı kirletmektedir.

Toprak kirliliğinin önlenmesi için; endüstriyel atıkların toprağa gömülmesi kesinlikle önlenmelidir. Toprak kirlenmesi, diğer çevre sorunlarının olduğu gibi doğanın yanlış ve hor kullanılması sonucu ortaya çıkmakta, doğal dengenin bozulması ile birlikte giderek hız kazanmaktadır.

Kentleşme ve sanayileşme sonucu ortaya çıkan her türlü atık ve toprağa karışması, toprak kirliliğini oluşturmakta, ayrıca tarım alanlarının kentsel ve sanayi kullanımlarına açılması verimli toprakların kaybına neden olmaktadır. Aynı zamanda verimli tarım topraklarından tuğla, kiremit gibi yapı malzemelerinin üretimi toprak kayıplarını çoğaltmaktadır. Diğer taraftan daha çok ürün almak için geliştirilen yeni tarım teknikleri bazı hallerde; erozyon, tuzluluk ve yaşlık toprak kirlenmesine yol açabilmektedir.

Radon Kirlenmesi

Radon doğal olarak oluşan radyoaktif bir gazdır. Yer küre üzerinde herhangi bir yerde bulunabilir. Coğrafi bölgenin jeolojik yapısıyla yakından ilişkili olarak çevreye yayılma göstermektedir. Toprakta büyük oranda doğal radyoaktif radon bulunmaktadır. Çatlaklardan sızabilmekte, çözünme özelliği nedeniyle suyla taşınabilmektedir. Evlerde bulunan radonun büyük çoğunluğu evin yapıldığı yerdeki topraktan gelmektedir. Eğer zemin topraksa, radon kolayca geçiş yapmaktadır. Eğer zemin çimento ise radon zamanla oluşan çatlaklardan sızmaktadır.

Gürültü

Gürültü insanların işitme sağlığı ve algılamasını olumsuz yönde etkileyen, fizyolojik ve psikolojik dengeleri bozabilen, işverimliliğini azaltan, çevrenin hoşluğunu ve sakinliğini yok eden niteliğini değiştiren önemli bir çevre kirliliğidir.

Günümüzde diğer çevre kirlilikleri gibi çevrenin doğal özelliklerini bozarak geniş anlamda çevre kirliliğine katkıda bulunan ve özellikle nüfusun yoğun olduğu bölgelerde halk sağlığına olumsuz etkileriyle önem kazanan gürültü kirliliği; trafik, sanayi, ev ve toplum kökenli gürültüler olarak sınıflandırılabilir.

Gürültü:

- Kişileri huzursuz eder.

- Sözel iletişimi engeller.

- Çalışma etkinliğini azaltır, düşünmeyi engeller. Bellekle ilgili çalışmalar, sözcük

öğrenme amacıyla yapılan çalışmalar gürültüden etkilenmektedir.

- Uykuda rahatsız eder, uykuya dalmayı güçleştirir.

- İşitme duyusu ve yollarında zararlara yol açar.

- Davranış bozukluklarına neden olur.(Sinirlenme, heyecanlanma gibi.)

- Karakter değişikliklerine neden olabilir.

- Öğrenme yaşantılarının olumsuz etkilenmesi özellikle okullarda belirgindir.

Gürültülü bölgelere yakın olan okullarda öğrenme etkinliğini azaltıcı etki yapmaktadır.

- Seslerin arasındaki nitelik farklarının belirlenebilmesi güçleşir.

- Problem çözme yeteneğinde azalma olur.

Kapalı Ortam Hava Kirlenmesi

Değişik iklim koşulları kişilerin rahat çalışabilmesini ve yaşayabilmesini engelleyebilir. Havadaki nem oranının yüksek olması, aşırı soğuk ve sıcak etkisi yapay atmosfer koşullarını gerekli kılmaktadır. Yapay atmosfer koşullarının sağlandığı en önemli çevre öğelerinden birisi barınaklar ve işyerleridir. Yapılan çalışmalar insan yaşamının % 70'sinin kapalı ortamda geçtiğini göstermektedir. Burada kapalı ortam terimi konutları, okulları, resmi binaları, taşıtları kapsamaktadır. Eğer işyeri de eklenecek olursa insan hayatının hemen hemen % 90 ı kapalı ortamda geçmektedir. Bunlardan özellikle barınakların sağlıklı koşulları yetersiz olduğunda insan sağlığını olumsuz etkilemektedir. Konutlar, işyerleri, resmi binalar, okullar içerisindeki hava genel olarak kapalı ortam havası olarak adlandırılmaktadır. Barınaklar insanların fizik, psikolojik ve temel sağlık gereksinimlerini yerine getirmek zorundadır. Fiziki koşullar arasında içinde yaşayanlar aşırı soğuk ve sıcak etkisinden koruması, havasının temiz kalması, nemin önlenmesi, yeterli güneş ışığı alması, uygun aydınlatılması, günlük hayatın gereksinimlerini sağlayacak büyüklükte olması, kolay temizlenebilmesi sayılabilir.

Psikolojik nitelikleri ise içinde yaşayanlara sağladığı güven, yabancı gözlerden uzak olması, aile içi ve aileler arası sosyal bağı sağlayacak olanakların olması, toplumun ev standartlarına uygun olması gibi nitelikler oluşturmaktadır.

Toprak Erozyonu

Toprak erozyonu toprakların su, rüzgar, buz ve dalga gibi dış etkenlerle aşınması ve taşınmasıdır. Toprak erozyonunun yoğun bir şekilde görülmesi beraberinde çölleşmeyi getirmektedir. Aslında bağımsız iki olay olan toprak erozyonu ve çölleşme genellikle birisi diğerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Erozyonun temel sebepleri arasında yanlış arazi kullanımı, aşırı hayvan otlatma, orman yangınları, topografya, jeolojik yapı ve iklim faktörü ile birlikte bitki örtisi kaybı sayılabilir.

Bitki Örtüsünün Tahribi

Bitki örtüsünün tahribine hava, toprak ve su kirliliği, bilinçsiz şehirleşme, orman yangınları, ormandan bilinçsiz faydalanma, aşırı otlatma gibi durumlar sebep olmaktadır. Bunların içinde süreklilik arz eden en önemlisi sanayileşmeden kaynaklanan toprak hava ve su kirliliğidir.

Silahlanma ve Savaşlar

Ekolojik dengenin bozulmasında tarih boyunca etkili olmuş faktörlerden birisi de savaşlardır. Sanayileşme ve teknolojik gelişme ile birlikte savaş metot ve tekniklerinde ortaya çıkan gelişmeler insanlığa büyük zararlar vermeye başlamıştır. Nükleer silahların kullanılması bilindiği gibi sadece insanların ölümüyle sonuçlanmamakta, aynı zamanda ekonomik kaynakların ve diğer bazı maddelerin yok olmasını beraberinde getirmektedir. Ayrıca büyük ölçekli iklim değişikliklerine sebep olabilmektedirler.

ÇEVRE KİRLENMESİ VE SONUÇLARI

Alm. Umweltverschmutzung (f), Fr. Pollution environmentale (f), İng. Environmental pollution. Canlı ve cansız varlıklar üzerinde zararlı tesirler bırakacak şekilde çevre şartlarında (fizikî, kimyevî ve biyolojik) meydana gelen değişikliklerin genel adı.

Çevre kirlenmesi, unsurlarının bir kısmı açısından dünyâ kurulduğundan bu tarafa mevcuttur. Ancak tabiatın yaratılışındaki var olan denge sebebiyle çevre kendi kendisini temizlemektedir. Fakat son asırda tabiî dengeyi kirlenme oranı bakımından menfi yönde bozan ve tabiî temizleme araçlarının kapasitesini aşan veya yok eden yoğun gelişmeler netîcesinde, çevre kirlenmesi problemi olanca ağırlığıyla dünyâ çapında kendini hissettirmektedir.

Çevre, canlının içinde bulunduğu, tesir ettiği ve müteessir olduğu bir vasat olup, biyolojik ve fizikokimyâsal durumu ile canlıda müsbet veya menfî değişikliklere sebep olur. Canlıların yaşayabilmesi için, genetik (irsî) yapı ve bundan mütevellid kâbiliyetleri ile çevre şartlarının uygun bir düzen içerisinde bulunması gerekmektedir. Her canlı için belli çevre şartları söz konusudur. En uygun (optimum) yaşama şartlarının dışına doğru çıkıldıkça, yâni sınırlara (ekstrem şartlar) yaklaştıkça canlıda bir takım fizyolojik değişmeler beklenebilir. Bu sınırlar dışına çıkılırsa canlı artık yaşayamaz.

Belli bir besin ortamı içerisinde yaşayan mikroorganizmalar, bu ortamı fizyolojik faâliyetleri sırasında çıkardıkları artık maddelerle kirletince, çevrenin kimyâsal terkibinin değişerek yeni çevre şartları hâsıl olur. Netîcede bu ortam onlar için zararlı ve yaşanılamayacak bir hal alır. Dünyamız sınırlı bir ortam olmasına rağmen, canlıların hayâtî faaliyetleri îcâbı meydana gelen zararlı maddeleri çok karışık analiz yâhut sentez hâdiseleriyle tekrar eski hallerine çevirecek bir güce hassas bir dengeye sâhiptir. Bu aslına dönüş süresi zararlı maddelerin terkibine göre değişir. Zararlı maddelerin aynı hal üzere kalması uzun sürerse, zararı da o nisbette te'sirli olur. İnsanoğlu hayâtî faaliyetleri îcâbı çevresinin kimyâsal terkibinde değişikliklere ve uzun süre bozulmadan kalabilen zehirli maddelerin birikmesine sebeb olmuştur.

Çevreyi kirletici elemanlar: Yanma ürünleri; insan dışkısı; teneffüs edilmiş hava; tozlar, patojen (hastalık yapan) mikroplar; buharlar; gazlar; endüstriyel solventler (çözücüler), ekstrem (aşırı yüksek veya düşük) sıcaklıklar; zirâî gübreler, infrared (kızıl altı, ötesi), ultraviolet (mor ötesi) ve hattâ görünen ışık; iyonlaşan radyasyonlar; radyoizotoplar; gürültü; aşırı yüksek frekanslı ses ve bâzı mikrodalgalı elektromanyetik radyasyonlar sayılabilir.

Böyle biyolojik, kimyevî veya fizikî maddelerin sâdece mevcûd olmaları, mutlaka kirletici olmalarını îcâb ettirmez. Kirlenmeyi tam târif etmek için bunların zaman, mekân miktarı (konsantrasyon ve şiddet) ve zararlı tesir bakımından değerlendirilmeleri lâzımdır. Kirleticiler sağlığa zarara, sıkıntı doğurmaya, ekonomik veya estetik zarara, kısa veya uzun bir zaman zarfında veya sonra sebeb olabilirler. Kapalı yerlerde mevcûdiyetine müsâde edilen kirletici konsantrasyonu, umûmiyetle insan sıhhati düşünülerek tesbit edilir.

Bir organizma veya ekolojik cemiyetin etrafındaki karmaşık fizikî, kimyevî ve biyolojik faktörler, çevre içinde yer almaktadırlar. Bu faktörler, birçok canlı türlerinin biri veya birçoğuna tek taraflı veya karşılıklı olarak tesir ederek, onların teşekkül, gelişme ve yaşamasında rol oynar. Bir çevre elemanı, bir canlı türü için kirleticiyken, aynı eleman diğer bir tür için arzu edilen bir besleyici durumunda olabilir. Bu yüzden kirlenme ve bulaşmanın târifi ekseriya zor olur. İnsan veya herhangi bir diğer organizmanın yaşaması sonucu atılan ve teşekkül eden, ortaya çıkan metabolik ifrâzât, diğer organizmalarca ekolojiyi dengelemek üzere kullanılmadıkça, çevre kirlenmesine yol açar. Ayrıca, enerjiyi ve maddeyi kullanılabilir ürünlere dönüştürmede (tahvil etmede) insan ekseriyâ verimsiz, israfçı ve düşüncesiz davranmaktadır. Böylece sanâyi kaynaklı kirleticilerin çevreye yayılmasına sebeb olmaktadır. Bundan dolayı çevre kirlenmesinin günümüzdeki problemleri, insan nüfûsunun hızla çoğalması ve genişleyen teknolojiden kaynaklanmaktadır.

Su ve kıyı kirlenmesi: Suların kullanılış maksadının elverişsiz hâle gelmesine su kirlenmesi denir. Bu durumdaki sular içmek için kullanılmaz. Kullanma ve sulama sularında da başka mahzurlar ortaya çıkar. Irmak, göl ve denizlerde ise balıklar ölür, diğer canlılar tür ve sayı olarak azalır. Hava da kirlenmeye başlar. Turistik, dinlenme, yüzme ve seyirlik değeri kaybolur. İçindeki malzemeyi çürütücü olur. Ulaşım imkânlarını azaltır. Yüzeylerinde köpük teşekkül eder. Tatlı suların renk, koku ve tatları değişir. Su yosunları önce çoğalır. Sonra ölerek, kirlenmeyi arttırır.

Meskenlerden dışarıya atılan sıvı artıklar, endüstri tesislerinden çıkan sıvı (sıcak su,zehirli su, asitli su, bazik su, yıkama suyu, deterjanlar, organik artıklar) ve katı artıklar (çöp, moloz gibi), derelerden ve yamaçlardan gelen erozyon malzemeleri, mâdenî artıklar (eski eşyâ, âlet makina vs.) ve zirâat alanlarından gelen gübre ve ilaç artıkları vs. gibi hususlar, kirlenmenin başlıca sebepleridir.

Japonya'da civalı artıkların denize akması ve buradan yakalanan balıkların yenilmesi netîcesinde pekçok insan ölmüştür. Sağ kalanlarda felç, sağırlık, körlük, ağrılar ve delilik meydana gelmiş, gebe kadınlar anormal çocuklar doğurmuştur. Dünyânın birçok ülkesinde çinko fabrikası artıklarıyle sulanan çeltikleri yiyen kimselerde kalsiyum noksanlığından meydana gelen kemik erimesi hastalığı meydana gelmiş ve gelmektedir.

Bugün Avrupa'da ve Amerika'da pekçok nehir âdetâ zehir akıtmakta, içme suyu kanallarına sızarak onları da zehirlemektedir.

1990 sonlarında Irak'ın Kuveyt'i işgali sonrasında ateşe verilen petrol kuyularından Ortadoğu ve Asya kıtasının önemli bir bölümünde çevreyi deniz, hava ve toprak olmak üzere üç cepheden kirletti ve kirletmeye devâm ediyor. Uzmanlara göre denize pompalanan 11 milyon varil petrol, denizin içindeki canlılar bakımından dünyânın en zengin bölgesi olan Basra Körfezini ölü deniz hâline getirdi. Söndürülmesi en az on yıl sürecek olan Petrol kuyularından çıkan yarım milyon ton petrol duman olarak atmosfere karışıyor ve bu duman komşu ülkelere yayılıp asit yağmuruna dönüşerek tarımda verimliliği azaltıyor. Bu duman içinde bulunan on bin tondan fazla is, kükürt, çeşitli zehirli gazlar, karbondioksit ve büyük miktarda kanser yapıcı hidrokarbonlar çevreye yayılıyor. Yine 80 kuyudan fışkıran binlerce ton ham petrol Kuveyt çöllerinde kirli bir nehir gibi akıyor.

Son yıllarda artan nüfus baskısı, gelişen turizm, plânsız yerleşim ve endüstrinin meydana getirdiği kirlilik, yanlış arâzi plânlaması, kıyıları da belirli bir düzeyde etkileyen asrın meseleleri olmuştur. Burada cehâletin de payını unutmamalıdır.

Türkiye'de plânsız ve düzensiz bir kıyı kullanımının ortaya çıkardığı bir panorama vardır. Bakıldığında göze çirkin görünen bir yapılaşma, kaybolan tabiî güzellik yerine, renksiz beton yığınları veya şekilsiz binâlar ve kulübeler görülmektedir. Tabii bunlarla berâber gelen yoğun kullanma sonucu kanalizasyon, çöpler ve tahrip edilen kıyı bitki örtüsü de bu zincirin halkalarını teşkil etmektedir.

Diğer taraftan endüstrinin kıyı ekolojisinde yaptığı değişiklik, kirlenmeden doğan tahrîbat, kıyıda yaşayan canlıların sonu olmaktadır.

İzmit, İzmir Körfezleri, Haliç, kirlenmiş bir Marmara Denizi ve her geçen yıl tabiî olarak kendini temizleyebileceği miktârın üstünde kirletilmekte olan diğer kıyılarımız da suda çözülmüş oksijenin azaldığı ve koli basillerinin yaşadığı değişik bir ortam teşekkül ettirmektedir. Bilhassa Haliç (Bkz. Haliç) ve İzmit Körfezi, ülkemiz deniz kıyılarında su ve kıyı kirlenmesinin çok yüksek seviyelere ulaştığı iki yerdir.

Hava kirlenmesi: Bu kirlenme yakıt kullanılmasından, artan sanâyileşmeden ve şehirlerde aşırı derecede nüfus şişmesinden kaynaklanır. Kirletici maddeler gaz, sıvı damlacıkları (zerrecikler) veya bunların karışımı şeklinde olur. Bu maddeler; ya doğrudan bir kaynaktan çıkıp yayılır veya atmosferde yayılan maddelerin kendi aralarında veya atmosferik bileşenlerle ve fotokimyâsal bir faaliyet mevcud olup olmaması şartı altında reaksiyona girerek ortaya çıkar. Esas kirleticiler; 100 mikrondan daha büyük çaptaki kaba tânecikler, kükürt bileşikleri, organik bileşikler, azot bileşikleri, oksijen bileşikleri, halojen bileşikleri ve radyoaktif bileşiklerdir.

İnce aerosiller içinde karbon zerreleri, metalik tozlar, silikatlar, florürler, reçineler, katranlar (kurumlar), çiçek tozları, mantarlar, katıoksitler, nitratlar, sülfatlar, klorürler, aromatik bileşikler vs. ihtivâ eder. Bunlar zerrecikler olarak ışığı dağıtırlar. Böylece katalizörümsü rol aynayarak absorbe edilmiş kirleticiler arasında en çok ince bir şekilde bölünmüş durumlarından faydalanarak reaksiyonların meydana gelmesini sağlarlar. Yine bunlar elektrostatik yük taşıyıcıları olarak diğer zerrelerin ve gazların kondansasyonuna ve bir araya gelmelerine sebeb olurlar. Yine bunların bâzıları kimyâsal türden olmaları sebebiyle bitkilere ve hayvanlara çok toksik (zehirli) ve korroziv (aşındırıcı) bir etki yaparlar. Radyoaktif oldukları ölçüde normal radyasyon dozajını arttırır. Kanser veya mutasyon (hücrelerdeki değişme) doğuran faktörler olurlar.Sırf bir toz olarak elbiseleri, binâları ve bedeni kirletirler. 100 mikrondan daha büyük çaplı taneciklerde, benzer problemler ortaya koymakla berâber kendileri yer çekim kuvveti tesiriyle havada kolay ayrıldıklarından dolayı bu problemler daha az olarak meydana gelir. Bunların boyutlarının büyük olması insan ve hayvan akciğerlerine önemli miktarlarda girmelerini önler.Mamafih bunların kirletici tesiri daha belirgindir. Çünkü çıktıkları kaynağın etrâfında hemen yığılırlar. Kükürt bileşiklerinden olan kükürt oksitler ile hidrojen sülfürün tahriş edici özellikleri vardır. Atmosfere verilen organik bileşikler içinde hidro karbonlar ve bunların yanma ürünleri ile halojenli türevleri bulunur. Bunlar buhar hâlinde oldukları gibi bâzan damlacık veya zerreler şeklinde de yayılır. Bu hidro karbonların, bilhassa olinükleer aromatik türleri memeli deney hayvanlarında kansere yol açtığı görülmüştür. Atmosfere yayılan azot bileşikleri, daha çok azot oksitler ve amonyak şeklindedir. Azot oksidler yüksek dereceli yanmalarda ve diğer sınâî işlemlerde ortaya çıkar. Azot oksitlerin düşük konsantrasyonlarda bile tahriş edici özelliği yanında hava kirleticisi olarak esas ehemmiyet arz ettiği durum, bunların atmosferdeki fotokimyâsal reaksiyona katılmasıdır.

Endüstriyel kirleticiler: Fabrika ve binâ bacalarından, araba egzozlarından çıkan gazlar, insan, hayvan ve bitkilere zararlı olmaktadır. Bilhassa sanâyileşmiş ülkeleri ilgilendiren bu hal, atmosferik hareketler sebebiyle geri kalmış ülkeleri de alâkadar eder.

Her insan günde 14.000 lt hava kullanmaktadır. O hâlde insanın hava ile alacağı çok düşük nisbette zehirler, kısa zamanda öldürücü doza yaklaşabilir. Zehirlerin vücutta birikme süreleriyle alınan ve atılan zehirlerin farkı insanlar için mühimdir. Eğer zehirin vücuttan atılışı yavaşsa ve vücutta birikmesi görülüyorsa zehirlenme kısa zamanda kedini gösterir.

Havaya karışan bu maddeler kesif yâhut şeffaf bir sis bulutu hâlinde şehirlerin üzerini kapatır. Isı tersliği denilen hâdiselerin vukûunda tesirleri çok daha fazla olur. Genellikle toprağa yakın hava daha sıcaktır. Dolayısıyla zehirli gazların büyük bir kısmı bu sıcak hava kitlesiyle berâber taşınır. Isı tersliği (inversyon) hâlinde, yâni yere yakın havanın soğuk, onun üstündeki hava tabakasının sıcak olması sebebiyle kirli hava şehrin üzerini kapatır.

1948'de ABD'de Donora şehri vâdisinde çinko, demir ve öteki fabrikalardan çıkan ısı tersliği sebebiyle sıkışmış ve nüfûsun % 43'ü olan 5910 kişinin hastalanmasına sebeb olmuş, netîcede solunum ve kalp hastalıklarından 20 kişi ölmüştür. 1952 yılında Londra'da da böyle öldürücü bir olay meydana gelmiştir. Dört gün devâm eden zehirli sisler şehirde görüşü sıfıra indirmiş ve dördüncü günün sonunda doktor ve hemşirelerden başka sokakta kimse kalmamış, zâtürre, bronşit ve kalp hastalıkları başgöstermiştir. Netîcede 4000 kişi ölmüştür. Bu târihte Londra sisi, normale nazaran 10 misli kükürt dioksit ve 20 misli toz ihtivâ ediyordu.

Otomobil egzozlarından çıkan zehirli sisler güneşi kapatır. Her bin otomobil günde 3000 kg karbondioksit, 200-400 kg hidrokarbon buharı, 50-150 kg azot oksitleri neşreder. Bu gazların laboratuvar hayvanlarında kanser yaptığı görülmüştür.

Havayı kirleten bu gazlar ayrı ayrı incelenirse, sebeb oldukları ârızalar şöyle sıralanabilir:

Kükürt dioksit (SO2): Bu gazın sebeb olduğu kirliliğin anlaşılması 19. yüzyılda başlar. Bugün için daha fazla önemi hâizdir. Kömür, mineral yağlar % 0,5-2,5, bâzan % 5'e kadar kükürt dioksit ihtivâ ederler. Demir endüstrisi, petrol ve yağ rafinerilerinin bulunduğu yerlerde bu gaz geniş sâhaları kaplar. Havadaki su ile birleşince, sülfirik asid teşekkül eder. Bu asit ciğerlerin, mâdenlerin, mermerlerin tahrib olmasına sebeb olur. Atina ve Roma'daki târihî yapıların bunun için geçen asra nazaran daha fazla karardığı ve yıprandığı anlaşılmıştır.

İnsanlarda bâzı hastalıklara sebeb olur. Petrol rafinerilerinden çıkan SO2 Yokkaichi astımı denilen müzmin bronşite sebeb olmaktadır. Bâzı bitkiler 10 milyonda 2 kısım SO2'ye 6 saat mâruz kalınca zarar görürler. Yonca, arpa, yulaf, turp, marul ve çam ağaçları en hassas bitkiler arasındadır. Simptomları karekteristik olup, damarlar yeşil olduğu hâlde damar aralarında nekrotik sararmalar görülür.

Bununla berâber SO2'nin karaleke hastalığının salgın yapısını önlediği müşâhede edilmiştir. İkinci Dünyâ Harbi sırasında Amsterdam'da bütün fabrikalar durdurulmuştu.

Hidrojen florür (HF): Tipik bir sanâyi gazı olan HF, çelik, alüminyum, süperfosfat fabrikalardan çıkar. SO2 ile berâber bulunursa, daha tehlikeli olur. Hele en hassas bitki Glayöl olup, konsantrasyon olarak milyarlarda bir kısım mikdârdan bile zarar görür. Diğer hassas bitkiler lâle, frezya, bâzı çam türleri, asma, şeftali ve kayısıdır. Yapraklarda SO2'den farklı simptomlar gösterir. Daha ziyade yaprak kenarında sararmalar görülür. Soğanlı bitkilerin soğan verimini azaltır. Son zamanlarda HF'ün bitki dokusunda absorbe edildiği, flor bileşiklerine çevrildiği, bâzı enzim sistemlerini bloke ettiği, sitrik asit çemberini etkilediği ve böylece metabolizma faâliyetlerini bozduğu anlaşılmıştır.

İsviçre'de ilgi çekici bir durum görülmüştür.Normal NPK (azot, fosfor ve potasyum) karışımına bir miktar bor ilâve edilerek gübreleme yapıldığında, bağlar HF'den fazla zarar görmüşlerdir. Bâzı çam türlerinin de çok uzak mesâfelerden zarar gördüğü tesbit edilmiştir. Avrupa ve ABD'de yapılan denemeler HF'ün böcek hastalıkları üzerinde müsbet etkileri görüldüğü hâlde, atmosferde, HF bulunan bölgelerde kolonilerin azaldığı görülmüştür.

Yine HF ile bulaşık bölgelerde çamlarda gal yapan galafildi'nin zararı artmış ve ağaç başına ortalama 500-2000 gal tesbit edilmiştir.

Karbon monoksit (CO): Petrolün yanmasıyla açığa çıkar. Egzozlardan bol miktarda CO neşrolunur. Şiddetli bir solunum zehiridir. Teneffüs edilirse insanları öldürür. Kanda % 5 karboxyhemoglobin teşekkül ettiği zaman simptomları hissedilir.

Hidrokarbon buharları: Petrol ürünü olup, araba egzozlarından çıkar. En önemlileri etilen ve peroxyacidnitrat (kıcasa PAN)'dır. Etilen direkt olarak bitki hayâtına zarar verir. Çok düşük konsantrasyonla normal büyüme hormonu olarak rol oynar. Fazla miktarda ise tomurcuklanmayı önler ve yaprakları döker. PAN fotokimyâsal oksidant bir madde olup, insanlara etkisi başlangıçta fark edilmez. Bir saat sonra güneş ışığında fotokimyâsal reaksiyonu ile tanınır. Göz ve mukozalara tesir eder. Bitkilerde oldukça karakteristik simptomları müşâhade edilmiştir. Bâzı çayır bitkilerinde yaprağı dipte, ortada ve içte olmak üzere enlemesine bölen nekrotik lekeler hâsıl eder.

PAN'ın hücre duvarı formasyonunda önemli bir enzim olan enolaz'ı inaktive ettiği bilinmektedir. Bâzı bitkilerin yaprak altı yüzünde gümüşümsü tahribât yapar.

Azot oksitleri: Arabalardan, doymamış hidrokarbon kullanan fabrikalardan, kaçak olarak gaz olarak meydana gelir. Fotokimyâsal bir oksidanttır. Pan'ın terkibine girer. Trafiğin yoğun olduğu yerlerde daha fazladır. Yüksek dozda SO2 simptomlarına benzer simptomlar gösterir. Yapılan denemeler de milyarda 250 kısım NO2 ile fümiğe edilen (tütsülenen) domateslerin erken kartlaştığı ve mahsülün % 22 nisbetinde düştüğü görülmüştür.

Ozon (O3): Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak arabalardan meydana gelir. Oksidant bir maddedir. Tütün, ozona çok hassastır. Reaksiyonu palizat hücrelerinde ve yaprağın üst yüzündedir. Bitki hastalıkları ve zararları üzerine ilgi çekici rolü görülmüştür. Bâzı bitki hastalıklarının gelişmesine engel olur. Bâzı hâllerde virüs ile hastalandırılmış bitkiler ozona karşı daha az hassâsiyet göstermiştir. Tütün mozayik virüsü ile enfekte edilmiş tütünlerde temiz havadakilere nazaran ozon tütsülenmesine tâbi tutulanlar % 21 nisbetinde daha fazla hastalanmışlardır. Böylece ozonun virüs aktivitesini arttırdığı görülmüştür. Ozon bâzı hastalık ve haşerelere değişik cevaplar vermiştir.

Çeşitli arazlarını kısaca anlatmaya çalıştığımız sanâyi kirleticiler sanâyi inkişâflarına paralel olarak gittikçe insan sağlığını tehdit etmektedir.

Ülkemizde hava kirliliğinin en tipik örneği Ankara'da görülmüş, ancak son yıllarda kaliteli yakıt ve "doğal gaz" kullanılmasıyla şehir kirliliği nisbeten azaltılmıştır. Nefes almada güçlük çekilen Ankara'nın kirli havası her geçen yıl daha da tehlikeli boyutlara ulaşmaktaydı. Bu durum, 1930'lardan îtibâren devâm edegelmiştir. Ankara sanâyi şehri olmadığından havanın kirlenmesinin sebebi bacalardan çıkan duman parçacıkları toz ile motorlu taşıtların egzoz gazlarıdır. Bu kirliliklerin şehir atmosferine dağılmasında şehrin kurulduğu bölgenin coğrafik, topoğrafik ve meteorolojik özelliklerinin ve şehrin plan ve inşaat özelliklerinin de payı büyüktür. Dünyânın en kirli şehirleri arasında yer alan Ankara'nın havasında 11 Ocak 1982 günü, kükürt dioksit ortalaması 752,4 mikrogram/m3e, duman ortalaması ise 186 mikrogram/m3e ulaşmıştı. 5 Ocak 1981 günü Ankara havasındaki kükürt dioksit derişimi 1060,9 mikrogram/m3, 18 Ocak 1980 günü ise 1334,5 mikrogram/m3 olmuştur.

Ayrıca Bursa, Adana, Konya, İzmir gibi sanâyinin geliştiği illerimizde de hava kirliliği artmaktadır.

Toprak kirlenmesi: Toprak insanların en önemli tabiî kaynaklarından biridir. Zamânımızda çevrenin kirlenme sebebiyle toprak da tehlikeye mâruz kalmakta ve zararlı hâle getirilmektedir. Toprağın bu kirlenmesi tarımda koruma için kullanılan ilâçlardan, gübrelerden, sanâyi artıklarından, radyoaktif izotoplardan ve beton, asfalt, kalay, demir, kurşun, alüminyum, polietilen gibi kirleticilerden, petrol ve diğer katı ve sıvı artıklarından ileri gelmektedir.

Zirâî mücâdele ilâçları tatbik edildikten sonra uzun süre bozulmadan kalabilmektedir. Yapılan araştırmalara göre bu süre 3 ay ile 5 yıl arasına değişmektedir. Tatbik sahasından rüzgâr erozyonu sebebiyle bitki parçacıkları, tohum sporları ve tozlarla, toprak ve bitki buharları ile, sulardan dalga serpintileri ile bulutlara taşınan pestisitler her tarafa yayılmakta, rüzgâr, sis, yağmur ve karla tekrar toprak veya sulara karışmaktadır. Farklı kaynaklara göre pestisitlerin % 10 ilâ % 70'inin tatbik sahası dışına taşmadığı bildirilmektedir.

Radyoaktif kirleticiler: Enerji üreten atom reaktörlerinden çıkan artık, kazâ sonucu veya izotop artıkları ile radyoaktif maddelerin kendilerinden doğan bir kirliliktir. Radyum, uranyum gibi bâzı elementlerin fizik ve fizyolojik etkiye sâhib ışınlar neşretmelerine radyoaktivite denir. Radyoaktif maddelerin atom çekirdeklerini parçalaması sonucu o madde yok olur ve korkunç bir enerji hâsıl olur. Bundan istifâde ile atom bombası yapılmıştır. Atom bombası patlatıldığında kısa sürede çok yüksek ısı, ışın ve sadme etkileri meydâna gelir. Bu sebeple atom bombası patlatılan yerdeki katı cisimler de gaz haline geçer ve havaya karışan bu maddeler patlayıcı maddenin yanısıra radyoaktif maddenin artıklarını taşır. Meydana gelen radyoaktif bulutlar birkaç yüz kilometreye kadar yayılarak yere düşer.

Radyoaktif maddeler neşrettikleri şualarla (bilhassa gamma ışınları) canlı hücre, dolayısıyle dokulara etki ederek bir takım arazların ortaya çıkmasına sebep olurlar. Akyuvarlar tahrib olmakta, alyuvarlar üreyememekte, dokular tahrib olarak kanser meydana gelmektedir. Radyoaktif tesire mâruz kalmış ana ve babaların çocuklarında çeşitli anormallikler ortaya çıkar. Hâlen Japonya'da atom bombasının etkilerinin silinememiş olması ve zararlarının irsiyete intikal etmesi, bu tesirin korkunçluğunu ortaya koyar.

Biyolojik kirleticiler:

Mikroorganizmalar (mikroplar, bakteriler), insan, hayvan ve bitkilerden hastalık yapan canlıların (patojen) bir kısmı, devamlı olarak çevrede müsâit şartlar bulursa faaliyetini arttırır. Bu şartlar ortadan kalkarsa faaliyeti yavaşlar veya durur. Kendisi için müsâit ortama bulaşırsa salgınlar meydâna gelir. Salgın esnâsında, çevre artık o tesirle kirlenmiştir. Mikropların azalması, yâni hayâtını devâm ettiremeyecek seviyeye düşmesi veya koruyucu tedbirlerin alınmasıyla veya bâzı şartlarda bağışıklığın hâsıl olmasıyla salgınlar da ortadan kalkar. Netîcede fazla çoğalan hastalık mikrobu azalır ve tekrar denge sağlanmış olur.

Avrupa'da 1840 yılında patateslerde görülen mantar hastalığı sebebiyle birçok kimse Amerika'ya göç etmek zorunda kalmıştır. 1850'de Fransa'ya giren ve bağlarda korkunç zararlar yapan Filoksera uzun seneler her yıl ortalama bir milyon Frank zarara sebeb olmuştur. 1843'de Kırım'da başlayan veba salgını Avrupa'ya sıçramış ve 8 yıl devam ederek 25 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur. Hastalığın çıktığı yerde mümkün olan koruyucu tedbirlere ve karantina uygulamasına geçilse bile bâzı şartlarda insanoğlu âciz kalmaktadır. Nitekim bâzı mantar sporları atmosfer hareketleriyle 12.000 kilometreye kadar yayılabilmektedir.

Dolayısıyle salgınlara karşı dikkatli ve devamlı tedbirlerin alınması lâzımdır. Aksi halde korkunç netîcelerle karşılaşmak mümkündür. Son yıllarda çevre kirlenmesi mevzûunda yapılan neşriyatlarla kamuoyu (efkâr-ı umûmiye) aydınlatılmıştır. Bilim adamları dünyânın aya giden bir uzay gemisinden alınmış resimlerine işâret ederek, bütün insanların arz küresi (yerküresi) adındaki uzay gemisine binmiş astronotlar olduğunu hatırlatmıştır. Bu gemiye eskiden beri oldukça çok iyi dengelenmiş bir hayâtî destek sistemi ihsân edilmiştir. Bu sistem öyle büyüktür ki, milyonlarca insanın ihtiyâcını karşılamaktadır. Bu dengenin ne kadar süreceği ve ne derecede insana faydalı olacağı, muazzam teknolojik, politik ve dînî çok yönlü meseleler arz eden bir sorudur. Sanâyileşme, insan kültürlerinin bütün üyeleri için yeterli bir hayat seviyesi geliştirmek bakımından lâzım olmasına rağmen, madde ve enerjiyi verimli bir tarzda kullanmak ve bu hedefe artık madde hâsıl etmeden varmak, gittikçe artan güçlüklerdendir. Artık madde üretilmesi de kirlenmenin kaynağını teşkil eder.

Kültürel gelişme ve sanâyileşme, insanlar ile yâni nüfusla doğru orantılıdır. İnsan nüfusundaki artma doğuştan ziyâde ölüm hızındaki değişimle ilgilidir.

Çevre kirlenmesi ile mücâdele: 1947'de Los Angales'te endüstriyel kirleticilere karşı sert tedbirler alındı. Evlerde dahi çöp yakılması yasaklandı. Çünkü hergün 500 ton kirletici çıkmaktaydı. Bu tedbirlere rağmen sâdece sis beyazlaşmış, fakat zehirlerde pek az bir eksilme olmuştur. O günden beri sanâyi bölgelerinde uygulanan bâzı tedbirler kesin netîce vermemiştir. Bu gün dahî endüstriyel kirleticiler üzerinde yapılan çalışmalar kesin netîce vermekten uzaktır. Meselâ ABD'de 1961'den îtibâren araba egzozlarından çıkan gazı tekrar yakmak üzere uyguladıkları sistemlerde bile kesin netîceye ulaşamadıkları görülmektedir. Fakat topyekün ve milletlerarası kânunlarla zararı asgarî seviyede tutmak mümkündür.

1763 yılında ilk defâ bir zirâî ilaç, tütün tozundan elde edilen bir eriyik, yaprak bitlerine karşı kullanılmıştır. Bu târihten îtibâren zehirsiz bitkisel zirâî mücâdele ilâçları kullanılırken, 1865'te ilk sentetik ilâç olarak Paris yeşili (bakır aset arsenit) piyasaya çıkmıştır. 1932 yılından îtibâren de ilk sentetik organik insektisitler uygulama sahasına girdi. Böylece zirâî ilâçlar sanâyii, görülmemiş bir ilerleme kaydetti.

Birinci Dünyâ Savaşından sonra kuvvet şuruplarına konan radyumun yorgunluğu ve artridi bertaraf ettiği reklâm edilmişti. Radyum ayrıca ışıklı boya îmâlinde de kullanılmıştı. Bu boyayı saat kadranına süren işçilerden bir kısmı radyum zehirlenmesinden öldü. Geriye kalan 40 kişi kemik kanserine yakalandı ve 30 yıl içinde öldüler. Radyum'u keşfeden Madam Curie de aynı maddenin radyoaktif etkisi sebebiyle öldü. Bugün radyoaktivitenin zararları kesinlikle bilinmesine rağmen, atom bombası denemeleri aralıksız devâm etmektedir. Hemen hemen dünyânın bütün devletleri bu silahı elde etme çabasındadır. Radyoaktif maddelerin yayılmasını önlemek için ABD ve Rusya arasında yapılan görüşmeler olumlu sonuçlar vermiş ise de bu anlaşmaya imzâ koyan Fransa ve Komünist Çin yâhut bu silâha sâhip diğer ülkelerin atom bombası patlatmaması gereklidir. Ve bugün insanoğlu atom enerjisini kendini tahrib etmek için değil, kendine hizmet ettirmek için kullanmak zorundadır.

Bundan bir asır önce sarı humma salgınında hastaya kusturucular, müshiller verilmekte, hastanın kanı alınmaktaydı. Bugünkü bilgiler altında bu tedâvi değil cinâyet olur. İnsanoğlu her ne kadar bugünkü seviyeye ulaşmış ise de yine sebebi bilinmeyen sayısız hastalıklar vardır. O halde çevre, bilinmeyen sayısız düşmanlarla doludur. Bâzı devletlerin elinde bulunan biyolojik silahlar tehlikeyi daha da artırmaktadır. Ne var ki, aynı silâhın bir müddet sonra kendilerine de çevrileceğinden korkan bu silâha sâhip devletler, kullanmaktan çekinmektedirler.

Bugün eradikasyon tarama ve yok etme (mücâdele) çalışmalarının, koruyucu tedâvinin başarıları her ne kadar büyük ise de, devamlı ve dikkatli çalışma ve araştırmalar gerekmektedir. Bugün Türkiye'de etraftaki temiz suları kirletmemesi için pis suları toplayan ve uzaklaştıran kanalizasyonun bile bir mesele teşkil etmesi düşündürücüdür. Mühim olan kanalizasyonda toplanan pis suların nereye ve nasıl verileceğidir ve bunlar çevre kirlenmesinin en büyük meselesidir.

İnsanların yaptığı düşük seviyeli radyasyon, röntgen ışınlarından, radyoaktif malzemelerden ve televizyonun da içinde yer aldığı elektrik âletlerden çevreye yayılır. 1960'da nükleer denemelerin atmosferde, uzayda ve su altında yapılması milletlerarası bir anlaşmayla yasaklanmıştır. Yüksek dereceli sıvı nükleer artıklar, katı hâle getirilmekte ve böylece hacimleri 1/10'a indirilerek denizaltında muhâfaza içinde biriktirilmektedir.

Görülüyor ki, çevre kirlenmesinin önüne tamâmen geçmek mümkün değildir. Fakat mevcût imkânlarla hassâsiyetle ele alınırsa zararları ehemmiyetsiz seviyelere indirilebilir. Nitekim yapılan çalışmalardan kesin olmamakla berâber tatmin edici sonuçlar almak mümkün olmaktadır. Nitekim son zamanlarda genetik usullerle petrol artıklarını yiyen bakteri ırklarının üretilebilmesi ve eritilebilmesi sevindiricidir. Ancak milletlerarası tedbirlerin istisnâsız uygulanması şarttır. Meselâ egzoz gazlarını yakan sistemi olan bir araba, egzoz gazlarını doğrudan doğruya dışarıya veren aynı arabadan daha pahalı ve masraflı olmaktadır. Baca gazlarını ve kanalizasyona verilen maddeleri tasfiye edecek (arıtacak) ve temizleyecek bir fabrikanın masrafı bu işleri yapmayan diğer bir fabrikadan daha yüksektir. Daha az ilâç kullanan yahut ilaçsız mücadele yapan bir memleketin zirâi ürünleri rekâbetten mahrûmdur. Atom bombasına sâhib olmıyan ülkeler kendilerini emniyette hissedemezler. Salgınlara karşı uygulanacak koruyucu tedbirler fazla masrafı gerektirir. Bütün bu mahzurların bertaraf edilmesi milletlerin samîmî işbirliği ile gerçekleşir. Ne yazık ki, bunu ümid etmek mümkün değildir. Doktorun vereceği antibiyotiklerin yan tesirleri var diye doktora gitmemek mi lâzım? Tarlasında hastalık ve haşere olan çevre kirlenecek, kuşlar ölecek diye ilâç kullanmıyacak mı? Parası olan fazla kâr getiren sanâyi kuruluşlarına sanâyinin havayı kirlettiği gerekçesiyle yatırım yapmasın mı? Yoksa imkânı olanlar araba almasınlar mı? Artık insanoğlu geriye dönmeyi, antibiyotiksiz, pestidsiz, sanâyisiz ve otomobilsiz bir hayâtı istemiyor. Fakat teknik adına insanlığı tahrîb eden çevre kirlenmesine de tahammül edemiyor.

Bu birbirinin zıddı iki şeyi insanlığın refah ve saâdeti istikâmetinde birleştirmek lâzımdır. Müsbet ilimlerdeki ilerlemelere hızla devâm edilmesi ve şimdiye kadar çevre kirlenmesi bakımından ortaya çıkan mahzurların iyi niyetle bertaraf edilmesiyle bu gâyeye ulaşmak mümkündür. Bunun için evvelâ medeniyetin ne olduğunu iyice kavramak lâzımdır. İnsanlığa saâdet yolunu gösteren atalarımız, medeniyeti, "tâmir-i bilâd, terfih-i ibâd" olarak, yâni ülkeleri mâmur kılmak ve îmâr etmek, medeniyet imkânları ile techiz etmek (donatmak), inanları ruh, düşünce ve beden bakımından rahat yaşatmak olarak târif etmiş ve bunu gâye edinerek dünyâda huzur ve sükûnu tesis etmiş, mâmur ve müreffeh şehirlerle dolu büyük devletler ve medeniyetler kurmuşlardır. Medeniyet böyle anlaşılmadıkça milletlerarası samîmî işbirliğini ümid etmek hayâldan öteye geçmez.

Bir zamanlar şehirlere akın eden insanoğlu, bugün şehirlerden kaçıp, mümkün olan her fırsatta şehirlerin boğucu havasından kurtulup köylere, sâkin yerlere gitmek istemektedir. Bunun sebebi şehirlerin maddî yönden olduğu kadar mânevî yönden kirlendiğini göstermektedir. Bugün insanların his organları pis şeyleri idrâk etmekte; gözleri iğrenç manzaraları seyretmekte, kulakları kötü sözleri işitmekte, burunları fenâ kokuları duymakta, dilleri zehir tatmakta ve zehir söylemektedir. Bu sebeple beyinler kirlenmekte ve kalpler kararmaktadır.

Çevre kirliliği ile mücâdelenin iki ana noktası mevcuttur. Bunlar; bozulmamışı bozulmaktan koruma (dış etkileri ortadan kaldırma) ve bozulmuşu düzeltmedir. Bunun için kirleticiler daha kaynaklarında iken yayılmadan tamâmen veya kısmen tutulur. Meselâ; hava kirlenmesinde gaz çıkış yerlerine, çeşitli filtreler takılır. Kanalizasyon suları arıtma tesislerinde çökeltme, havalandırma, süzme, nötrleştirme, dezenfeksiyon gibi işlemlerden sonra tabiata terkedilir. Denizlerde kıyılarda, nehir deltalarında çeşitli tedbirler alınır. Gemilerin artıklarını rastgele boşaltmalarına, sâhil şeridine kanalizasyon ve çöp birikintilerinin verilmesine ve nehirlerin erozyon toprağı ile yatağını doldurmalarına mâni olunur.

Umûmiyetle gürültü "istenmeyen bir ses" olarak târif edilir. Halbuki günümüzde gürültüyü "insan sağlığına zararlı bir ses" diye târif etmek daha doğrudur. Çok fazla gürültü, işitme duyusunun kaybolmasından yüksek tansiyona kadar çeşitli şekillerde insan sağlığına zarar verebiliyor ama, gürültü ile geçen kamyonların sesini, dışarda top oynayan çocukların sesini, elektronik beton delicinin kulak tırmalayıcı gürültüsünü, sonuna kadar açılan teybin ve radyonun bağırtılarını duymamazlıktan gelmek mümkün değildir.

O hâlde görültüyle birlikte yaşamaya alışıp sağlığa en az zarar verecek şekilde indirecek tedbirleri almalıdır. Hiç beklenilmeyen çok yüksek bir ses duyulduğu zaman kan damarlarında hormonlar dolaşır, kalp daha hızlı çarpar, eller buz gibi olur, ağız kurur, mîde yerinden oynamış gibi olur. Bu şiddetli tepkinin sonucu, sinir sistemi, kalp ve diğer organlarda belli bir gerginlik ortaya çıkar. Bu gerginliğin devamlı ve sık görülmesinin sonuçları, gürültülü fabrikalarda çalışan işçilerde işitme duyusunun kaybolması, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, ülser gibi çeşitli mîde hastalıkları, sinir hastalıkları gibi sağlık meseleleri, sessiz yerlerde çalışan işçilere nisbetle daha çok görülür.

Gürültüyü önlemek için turbo jet tipi uçak motorları turbo fan şekline dönüştürülüp, fanların da gürültüsü azaltılmaya çalışılmaktadır. Aletler ve makinalar gürültüsüz tipe dönüştürülmekte veya gürültüyü yutacak malzeme kullanılarak âlet ve binâlar izole edilmektedir. Otoyollarda gürültüyü tutucu duvarlar inşâ edilmektedir. Kulaklarda köpüklü plastik veya balmumu katılmış pamuk tıkaçlar kullanılmaktadır.

 


 
Bugün57
Dün2860
Bu Ay57
Toplam6168481
Şu anda 57 konuk çevrimiçi