ONİKİ HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ

2najy1f

İnsanın yaşadığı ömrünü daha sıhhatli değerlendirmesi, zamandan en iyi şekilde yararlanması ve bilmesi demek olan “zaman hesabı”= takvim, öncelikle insan’ın kendisi için gereklidir. İnsan,yani beşer ise, , geçmiş bin yıllarda ortalama 60 sene ömürlü sayılıyordu. Eski Türk zaman hesaplamalarında doğrudan tabiat ve insan iki önemli unsurdur.
Türk takviminin ilk özelliği, orta kuşak coğrafyasının imkân verdiği zamanlamaya sahip olmasıdır. Bu güneşin hareketlerine bağlı olarak kolaylıkla belirlenebilir. Nasıl güneş gören evlerimizde, odalarımıza güneşin hangi aylarda girdiğini, hangi aylarda girmediğini biliyorsak, bunu aylara göre değil, ama güneşin durumuna göre hesaplamak mümkündür. Böylece tabiata bağlı olarak, kolaylıkla düzenlenebilecek güneş saatleriyle, iki zaman kesinlikle bilinebilir. Bunlar güneşin en aşağıda olduğu, günümüz takvimindeki isim ve zamanıyla 21 Aralık ve en tepede olduğu 21 Hazirandır. Bunlardan birisi, güneşin uç noktaya gelişi kolaylıkla bilinir ki aynı yere ikinci gelişine kadar geçen zamana yıl=sene denmiştir. Yıl, böylece öncelikle ikiye ayrılabilir.
Bu iki zaman, senenin ikiye ayrılabileceğini açıkça gösterir. Fakat kuzey yarımküresinin iklim şartları, meselâ Osmanlılarda senenin ikiye ayrılmasını , biraz daha gerideki zamana göre yapmıştır: 7 Kasım’da başlayan: Kasım Günleri; 6 Mayıs’ta başlayan Hızır günleri. Hemen belirtelim ki bu iki tarih de, zamanın kolaylıkla ölçülebilecek birer ayrı belirgin noktasıdır.
Senenin içinde, iki uç noktanın dışındakinde , gece ile gündüzün eşit olduğu zaman vardır. 21 Mart ve 22 Eylül. Bu iki zaman da, gece ile gündüz eşittir. Böylece, yılı dört bölüme ayırabiliriz. Nitekim Türk takviminin esası da yılın dörde bölünmesidir: Bunlar sırasıyla, Kış, Yaz, Yay ve Güz’dür. Batı Türklüğünde “yay” kaybolup, yerini yaz doldurmuş, yazın bıraktığı yere ise Farsça bahar girmiştir. Ancak öteki Türk âleminde bugün de binlerce yıllık mevsim adları yaşamaktadır.
Gökyüzündeki “ay”ın belirli zamanlarda aynı şekli almasıyla “ay” dediğimiz zaman birimi ortaya çıkmıştır. Türk insanı, her iki kavramı aynı kelime ile ifade ederek, kavramın kökenini de göstermiştir. Genellikle bir yılda ay oniki (=12) defa şekil değiştirmekte olduğundan, yıl oniki ay kabul edilmektedir.
Böylece onikili bir ayrıma da gelmiş olmaktayız.
Ancak, uzun zaman dilimleri söz konusu olduğunda, yıl içinde 12 den daha çok, ama tam olmayan bir zaman dilimi olabiliyordu. O zaman, gökyüzündeki ayın zaman hesaplamasında, insanlara hem önemli bir kolaylık sağladığı görülmekte, fakat aynı zamanda iki-üç sene içinde bunun değiştiği, kimi zaman 13’e çıktığı da dikkati çekmektedir. Kısaca aylar esas alınınca, sene kabaca hesaplansa bile, meselâ 5 veya 10 sene söz konusu olduğunda, aylar hiç de sıhhatli görünmemektedir.
O zaman Türk insanı, daha küçük zaman bölünmesinde , esas olarak dört mevsimi bileceğinden, ona dayalı bir zaman ölçümü hesaplaması daha kolay göründü. Burada da hem ikili, hem de üçlü ayırım söz konusu oldu.

a. Her mevsimi ikiye bölen bir ayırım. Burada ortalama doksan gün kabul edilen bir mevsim, 45 günlük iki birime ayrılıyordu. 21 Aralık sonrasındaki 45 gün, 5 Şubat’a geliyordu. Aynı şekilde 21 Mart sonrasindaki 6 Mayıs, 21 Haziran sonrası 6 Ağustos ve 22 Eylül sonrası da 7 Kasım idi. Buradaki zaman belirlenmesi, senenin ikiye ayrılmasında Kasım ve Hızır günler-i olarak ayırımda kullanılmıştır.
Rahmetli babam Asım Baykara bunu bana naklettiği gibi (Bkz., Yatağan, Tokyo 1984, s. 150), rahmetli Ali Rıza Yalgın, buna “Çoban takvimi” demektedir.

b. Her mevsimi üçe bölen ayırım: Buna göre aylar, mevsimlere göre adlanır: kışın ön, orta ve geriki ayı gibi. Temür’in Karsakpay kitabesi böylesine bir takvimle yazılmış idi.
Mevsimler üçe ayrılınca, ortaya çıkan ayların sayısı da 12 olmaktadır. Böylece bu türden aylar ile gökyüzü aylarının sayısı bir kabul edilmiştir.
Bu türden ay hesabı, Türk takviminin temeli olmalıdır. S. Attakurav’dan öğrendiğimize göre( Kırgcz Etnografyası, Bişkek 1997, s. 159), Kırgız halk takvimindeki aylar da genellikle her ayın 21 veya 22 sinde başlar ve şöyledir:
Günümüzde genellikle aylar, biraz kaymış ve aylar günümüzdeki gibi modern miladî takvime uymuştur. Bu sebepledir ki daha yüzyılın haşlarında, Kırgız ayları ve onların karşılıkları şöyle gösteriliyordu:
Burada Kazakistan’da kullanılan aylar ile Altaylarda yaşayan Kazaklar arasında var olan takvimdeki ay adlarının biraz kaymış olduğunu söylemekle yetineceğiz. 1ki ayı bulan bu kayma, Türk takviminin özelliklerinin yeniden ele almanın gerekli olduğunun bir kanıtıdır.
III. Türk tarihinde, ayların adlarında, hem sıralama hem de mevsimlik bölünüş kullanılmıştır. Meselâ Göktürklerde, XIX yy. sonlarında Uygur Türklerinin kullandığı, sıralama esaslı isimler kullanılmıştır. Buna karşılık dört mevsime bağlı adlandırma da etkin olmuştur. Kaşgarlı, Nevruz’dan itibaren Ayların sıralandığı belirtmekte, fakat bu tür ay adlarını vermemektedir. Bununla birlikte hem Temür, hem de Osmanlılarda bu türlü tarihlendirme vardır.
Temür, XIV yy sonlarında kazdırdığı Karsakpay yazıtında böyle bir tarihlendirme kullanmıştır.
Dr. Rıza Nur’un naklettiği (Türk Tarihi, XII, İstanbul 1926, s.426427)Anadolu sahasında yazılan XV yy sonlarıma ait bir eserde, böylesine adlandırmanın tam olarak esası bulunmaktadır. Bunda Eylül’ün Güzün ilk ayı olduğu belirtilip, sonrakiler de sırasıyla verilmektedir.
“Kim ana Süryani Eylül ad kodu
Güzün İlk ayı duyur Türk dili….”
Mevsimlere göre ayların adlanması, Türkiye sahasında, özellikle ülkenin doğu kesimlerinde (Tunceli ve Kars yöresinde) XIX. ve XX. yüzyılda da yaşamıştır.
Burada belirteceğimiz en önemli husus ünlü Osmanlı Bilim adamı ve Tarihçisi Kemal Paşa Oğlu’ndaki bir kayıt olup, burada “Orta kış ayının onuncu günü” tarihiyle , hicri tarih de vermekte ve bunlar birbirini tutmaktadır. 22 Aralıkta başlayan ilk kış ayını takiben , 21 Ocakta Orta Kış ayı başlamakta olup, bunun onuncu günü ile de 31 Ocak tarihine ulaşırız. Nitekim verilen hicrî tarihin çevrilmesi ile 2 Şubat tarihi bulunmaktadır. Hicri Tarihlerin gerçek zaman ile 1-2 günlük farkları her zaman görülebilmektedir. Bu kayıt, mevsimlere başlı takvim gerçeğinin , Osmanlı âleminde de var olduğunu gösteriyor. Böyle Türk takviminin bu gerçeğinin, Osmanlılarda da yaşayarak âdeta, doğudan batıya Türk hayatının bütününde var olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
IV Türk hayatında mevsimlere bağlı ve bilinmesi kolay hayatın içinde, yılın başlaması meselesine geliyoruz. En sade insan dahi, seneyi, İlkbahar ile başlatır. Sert ve ağır mevsim şartları içeren Kış ile ( 21 Aralık’ta) yeni bir yıl başlatılmaz. Bunun yerine, tabiatta da yeni bir hayatın başlaması, yani ilkbahar=yaz yeni bir yıl başlaması için daha uygundur.
Türk hayatında ve tarihinde, zaman belirlenmesinde yeni yıl, şu halde mevsimlerden yaz=bahar ile olmaktadır.
Türk hayatında yıllar, hayvan esaslı olduğundan, şu halde Oniki hayvanlı Türk takvimindeki yeni yıl da yaz=bahar mevsiminin girmesiyle başlar. Bu gün ise zaman içinde İran etkisiyle Nevruz diye anılabilecektir.
Burada oniki hayvanlı takvimle ilgili bazı tarihî kayıtlarda sene başının hiç de 21 Martta başlamadığını da görüyoruz. Bu kayıtlar, konunun şimdiye kadar açıkça ortaya çıkarılamamasının da sebebidir. Çünkü hem VIII.-IX., hem de XII. ve XIII. yüzyıla ait bazı kayıtlar yeni yılın Ocak sonu ile Şubat başında başladığını gösteriyordu. Asıl önemli olan da kayıtlarda kesin bir zamanın belirlenememesi idi.
Günümüzde, oniki hayvanlı takvimi hâlâ kullanan Uzakdoğu ülkelerinden Japonya’da, yeni hayvan yılı 1 Ocakta başladığı halde, Çin’de her yıl, farklı tarihlerde başlatılmaktadır. Çünkü Çin takvimi, ay yılı esaslıdır. Ancak tabiat hâdiseleriyle, bir başka deyişle güneş yılına uyarlamak açısından üç senede bir yeni düzenleme yapılmaktadır. Çinliler yeni yıla, Ocak ikinci yarısı ile Şubat ilk yarısı arasında, yeni gökyüzü ayı ile girmektedirler. 1987’de 29 Ocak, 1988’de 17 Şubat, 1989’da 6 Şubat’ta, 1990’da ve 27 Ocak’ta yeni hayvan yılı başlatılmıştır. 2001 yılan yılı ile Çin’de 24 Ocak’ta başladı. İşte , Türklerin güneyindeki bu büyük devletin zaman hesabı, bir kısım Türkleri de etkilemiş, artık belki de kocakarı usûlü dedikleri geleneksel başlatma yerine, meseâ Cami üt-Tevarih müellifleri, Çin’in başlattığı zamanı esas alan takvimi kullanmışlardır. Oysa Çin etkisinden uzak Türklerin hayvan yıllarını, yaz=bahar ile başlattıkları da apayrı bir büyük gerçektir. İşte bu durum Türk tarihindeki farklı takvim kullanılışı sebebiyle de yıl başıyla ilgili tarih karışıklığım açıklamaktadır.
Oysa Türk halkı, kayıtlara hemen hiç geçmese de yıl başı olarak şimdiki Mart ayını kutlamakta idi. XIX. yy başlarında bir İngiliz seyyahı, o zaman Türk idaresinde olan Atina’da, Türklerin Mart ayında, yeni yılın gelişini kutlamakta olduğunu yazmıştır. Bu küçük kayıtlar, Batı Türklüğünde de yeni yılın bahar=yaz ile birlikte girdiğini açıkça gösterir.
Türkler, takvimlerinde her seneye bir hayvan adı veriyorlardı. Hayvanların Türk hayatında önemli bir yeri olduğu açık ve kesindir. Nitekim Türklüğün en eski zümrelerinden olan Kırgızlarda ay isimlerinde dahi hayvan isimleri etkilidir.
Her seneye bir hayvan adı verilmesinin kökeni tartışmalıdır. Bilinen devirlerde bu tür takvim Türk hayatının içine tam olarak girmiş olmakla birlikte, Çinlilerde de erken zamanlardan beri böylesine bir takvim olduğu unutulmamalıdır. Türkler muhtemelen bağımsız olarak böylesine bir zaman hesabı yapmaya başlamış olmalıdırlar. Fakat benzer türden takvimler Asya’daki öteki milletlerde , meselâ Çinlilerde de olduğundan zaman içinde yıl isimlerinde değişmeler başlamış, ortak isimler kullanılmıştır.

Oniki Hayvanlı Türk takviminde, sıçan ile başlayan yıllar şöyledir:
l. Sıçan 2. Sığır 3. Pars 4. Tavşan 5. Ejder 6. Yılan 7. At 8. Koy(un) 9. Biçin=Maymun 10. Tavuk
11. İt(=köpek) 12. Domuz
Bu hayvanlardan bazıları Türk hayatının içinde ve etkili konumdadır. Ancak bazıları var ki, güney veya kuzey etkili olabilir: Ejder, Maymun veya Domuz gibi. Bununla birlikte mesela ejder yerine “balık” diyenler de vardır.
Bu türden, yer yıla bir hayvan adı verilen zamanlama günümüzde Doğu Asya’da kullanılmakta olup, ayrıca İçasya Türkleri arasında da canlı olarak yaşamaktadır. Afganistan’da yaşayan Türkmenler ve öteki Türk boylarında da canlı olarak yaşıyordu. Geçmiş bin yıllarda da bu tarihlendirme etkili olarak kullanılmıştır. Osmanlılar da bu takvimi, XVI.yüzyıla kadar resmen kullanmaktadırlar. Fatih S. Mehmed, Otlukbeli Zaferi Fetihnâmesinde, hicri tarih yanında bu tarihi de vermiştir. İçinde bulunduğumuz 2001 yıl Yuan ve 2002 de At yıl olacaktır.
12 Hayvan isimli yıl sonrası hesaplarda her 12 bir “müçel” itibar edilmektedir. İnsan hayatı ortalama 60 yıl, yani beş müçel oluyor ve bu oldukça önemli sayılıyordu. 60’lı devrelerin ardarda sayılmasıyla ilgili hesaplama da var olmasına rağmen, ayrıntılarına kaynaklarda tesadüf edilememektedir.
Sonuç olarak şu hususları ayrıca ve kesinlikle belirtebiliriz: Türk takvimi , Türk’ün içinde yaşadığı tabiatın içinden çıkmıştır. Türk’ün yaşadığı orta iklim kuşağı dört mevsime imkân verir. Dolayısıyla Türk takvimi, güneşe dayalı ve güneş yılı esaslıdır. Mevsimlerin belirlenmesi için büyük ve devasa yapılardan gerçekleştirilecek astronomik gözlemlere ihtiyaç da yoktur. Gerçi sonradan zenginleşen Türkler dev boyutlu rasathaneler kurarak Türk takviminin bilimsel esaslarını ortaya koymuşlardır ( Uluğ Bey gibi). Ancak hemen herkesin bildiği mevsimlik takvim, Türk hayatında etkili olmuş, binlerce yıl kullanılmıştır. Bunun yanında komşularının takvimleri de kullanılmıştır.
Türk takviminin hem sade insandaki hem de tarih içindeki görünüşü, günümüzdeki izleriyle de uygunluk gösteriyor. Bu takvim, günümüzde kendilerini farklı adlarla tanımlayan (Kazak, Özbek, Tatar, Kırgız, Türkmen, Başkurt, Altaylı vb.) insanların doğrudan bir büyük kitlenin birer parçası olduklarının en kesin kanıtlarından birisidir. Bugün bu büyük kitleye biz doğrudan Türk adını verebiliriz. Ancak bu konuda bütün bilinenlerin yeni bir bütünleştirici bakış ile ele alınmasında gereklilik vardır.